Sundance dere ile denizin birleştiği bir yerde.
Bir de her çeşit hayvan var. Börtü böcekleri geçiyorum.
Tavuklar, kediler, köpekler, kuşlar, atlar, yengeçler, balıklar.(henüz atları göremedim, yengecin de ancak fotoğrafını gördüm. Mavili bir yengeç.)
Denizi ılık. Ilık diyorsam, inanın, gerçekten ılık. İnsan suda ne kadar uzun kaldığını ancak elleri ayakları buruş buruş olunca anlıyor. Çünkü su hiç yormuyor.
Burasının mutfağı da bayağı iyi.
Her akşam bir vejeteryan için ziyafet denecek menü var. Ama et yiyenlere de et var.
Buradaki sakinlik yapay değil. Yapay sanıyorsun, ama zaman geçtikçe anlıyorsun ki yapay değil.
Günler verimli bir tembellik ve hafif bir neşe içinde geçiyor.
Böyle tatil yerlerinde işleri daha çabuk hallediyorum. Zaten işe laf kalabalıkları ve insan faktörü yüzünden gereğinden fazla zaman ayırdığımıza hep emindim. İş hayatında en çok insanlarla uğraşıyorsun. İşler tali ve basit.
Neyse konumuz bu değil. Aslında bir konumuz yok. (Bugün Oğuz Atay öyküleri okudum. Bu kadar dağınıklık bu yüzden hoş ve makul karşılanmalı.)
Bu arada Oğuz Atay akrep burcuymuş. İnşaat mühendisiymiş.
Bu tatilimi de inşaat mühendisi bir akrep erkeği ile geçiriyorum. Bu yazın kaderi böyleymiş.
Son olarak melankoliden bahsedelim. Geçenlerde bizim iş yerinde terasta konuşurken bu şarkı arşivden çıktı. Sabahattin Ali şiiriymiş. Hatırlatan sağolsun:
"Beni en güzel günümde, sebepsiz bir keder alır."/ Melankoli