14 Temmuz 2013 Pazar

Gezi'nin İzinde... Normal Ne Sence?

"Normal" her zaman şaibeli bir kavramdır ama benim aklım ereli, hiç bu kadar şaibeli olmamıştı.

Hergün binlerce insanın sokaklara çıkmasını, devletin göz göre göre estirdiği terörü,  yok saydığı hukuku, toprağa verdiğimiz körpecik gençleri içimiz yana yana...  Antakyalılar'ın elektrikli süpürge, katlanır masa, çamaşır makinası ile kurduğu ev yapımı barikati, gözlerimize inanamayarak izledik, izlemeye de devam ediyoruz. 

Gömdüğümüz medyayı hiç anmıyorum.  

Bu Gezi hareketi öyle bir perdeyi araladı ki, sade vatandaşlar olarak bizler, devlet nazarındaki yerimizi ilk defa bu kadar net  gördük. Devletin bizi nasıl da kul, kendini nasıl da efendi gördüğünü biliyorduk güya, ama bu kadar da iyi bilmiyorduk. Şimdi iyice öğrendik. 


Diğer yandan, meğer biz sade vatandaşlar, biraraya gelebilen, dayanışma içinde iş görebilen, zorunlu olmadığımız halde kollektif iş çıkarabilen insanlarmışız. Meğer, İstiklal caddesine boydan boya iftar sofrasi kurabiliyormuşuz. Kol kola girip TOMA'nın önüne geçebiliyormuşuz.

Kitle bilinci, kitleyi oluşturan bireylerin tek başına sahip olduğu bilincinin coğunlukla gerisindedir.Ama kollektif bilinç öyle değilmiş. Bu bilinç bir dantel gibi,  kendisini örüyor ve her kavşakta eksik olan parça, kendini ortaya koyup deseni tamamlıyor. Görülmemiş bir ahenk.


Bir taraftan nefret ve şiddet, diğer taraftan dayanışma ve kollektif ruh çoğalıyor. 

En zalimce şiddet, en büyük acılar ve en renkli hali ile neşe ve dayanışma aynı sokakta, eş zamanlı yeşeriyor. 

Herşeyin tam ortasındayken, insan dışarıdan bakamıyor. Ama sanırım çok boyutlu bir devrim yaşıyoruz. 

Normal denen şey de, devrim zamanlarında pek karşımıza çıkmıyor. 

5 Temmuz 2013 Cuma

Gezi'nin izinde ozgurluk hakkinda dusunceler


gezi bir politik hareket olmaktan ote, ruhani bir hareket oldu benim icin.

politik sorumluluk duygusunu bir nebze olsun genis bir kitle ile paylasmak, beni sandigimdan  cok daha fazla hafifletti.

ve tabii, dusundurdu. cunku, bu rahatlama, buyuk bir ozgurluk alani acti bana. herkes kendi iyisini, kendi guzelini, kendi adilini dusunsun, bulsun, savunsun... diyebilmek guzelmis. adil ve cesur insanlari tanimak guzelmis. kendinden baskasina da kiymet veren, saygi duyan, kendini bilen insanlarla karsilasmak, ozgurluk demekmis.

ben ki ozgurlugu, hayatta bildigi herseye tercih eden bir kadinim, hayatim boyunca sadece ozgurlugumun pesinde oldum, bunun icin mizac sinirlarim icinde hayata her firsatta meydan okudum, boyle bir ozgurluk duygusu hic yasamamistim. Insan kendinden ozgurlesmeden, asla ozgur olamiyormus.

ozgur olmanin boyutlari ve asamalari var. ben herhalde hic de ozgur olmadigim icin, ozgurluk meselesini buyutuyorum.

ozgur olmak ne demektir, nasil ozgur insan olunur? bunu dusunuyorum.

son bir ay icinde anladim ki, ozgur olmak en basta, samimi olmak demekmis. ne kendine, ne digerlerine asla yalan soylememek demekmis. aslinda ozgurluk, kendini gozlemeksizin ortaya koymak demekmis..

benim gibi insanlar icin kendini ortaya koymak, etrafindaki insanlarin guclu birer karakter oldugunu kabul etmekle basliyor. bu dusuncemin kendini begenmis kokenleri var. bunun ayibini ustlenerek devam edecek olursam, gezi hareketi bana bu guveni sagladi.

diger acidan dusunecek olursak, belki de ona buna gore sekillenmis degil de, kendisi gibi olanin guzelligini ve yarattigi etkiyi gorunce.. hevesleniyor insan.

duvara kocaman SLOGAN BULAMADIM yazabilme ozgurlugu, insani kiskirtiyor. kendimde bulamadigim bu ozgur ruh, beni yanina davet ediyor.


DEVRIM DE MI YAPMAYAQ yazarak direnmek, iste insani boyle ayarsiz yapiyor..

YASAK NE AYOL diyerek baskaldirmak, bana yenilmezligi cagristiriyor.

iste buradan ilham alan bir kendini ifade etme, yoldaslanma hali.

samimi ve cesur olmak, iste benim icin ozgurlugun yeni tanimi bu.